Tarihi ve mili duyguların temeli ailede atılıyor. Ailede bu şuuru uyandırmak için yapılması gerekenleri Tarihçi, Yazar Talha Uğurluel’e sorduk. Tarihi öğrenmek için neler yapılması gerektiğini röportajımızdan okuyabilirsiniz. İstifadeniz bol olsun.

İlk sorumuz tarihi ve milli duyguları ailede nasıl yaşatabiliriz? Bu konuda siz ne tavsiye ediyorsunuz?

Çocukluğumuzda sabah kahvaltımızda akşam yemeğimizde oyunlarımızda orada burada muhakkak tarihî karakterler öyle böyle bizim önümüze düşüyordu. Babaannem tarihe çok düşkündür.

Eyüp Sultan’dan, Emir Sultan’dan bahsederdi. Bu isimler sanki aile fertlerinden biri gibi evin içine böyle birtakım isimlerin zikredilmesi bence son derece önem arz ediyor. Mesela Bursa’daki akrabalarımızın yanına ziyarete gittiğimiz zaman muhakkak o kulağıma çalınan şahsiyetlerin bir kısmının orada yaşadığını öğrenince ben de onları merak ediyordum. Yani akrabadan biri gibi görmek istiyorsunuz ve bu şekilde onlarla ilgileniyorsunuz. Aynı zamanda babam da ilkokul 1-2 seviyesindeyken küçük küçük beşer onar sayfalık tarihi ünlü kişiler serisi alırdı. Çok hoşuma giderdi.

Ben onlardan hiç vazgeçmedim okudum o resimli, renkli sayılar hakikaten çok çok özel ve aileden biri gibi olmaları, o hikayelerin devamlı kulaklara çalınması bence bir çocuğun yetiştirilmesinde çok büyük önem arz ediyor. Çünkü ne oluyor, tanıyor, seviyor, hayran oluyor. Onun gibi olmak istiyor böyle olunca da o kitleye ait ahlaki özellikle çocuk tarafından benimsenmeye başlıyor. Yani çocuğum çalışkan ol demiyorsunuz, bak bu tarihi şahsiyet çok çalışkanmış. Sen de onun gibi olabilirsin.

Aile büyüklerinin de tarihi okumalar yapması önemli. Profesör olmalarına da gerek yok. Mesela benim babaannem cahil bir kadındı. Ama takvim yapraklarının arkasını hep okurdu.

Ben mesela Yusuf as.’ın kıssasını rahmetli babaanneme birkaç yüz defa anlatmışımdır. Yani bir insan torunundan aynı Peygamber kıssasını torunundan niye dinler. Kadının demek hoşuna gidiyordu, beni konuşturmak, beni dinlemek. Benim ağzımdan dini, ahlaki bir şeyler duymak. Ve durmadan sorardı. Demek ki bu da bir metot. Ne oldu? Konuşma kabiliyetin gelişti. O insanlara sevgin, saygın arttı. Çocukla bağların kuvvetlendi. Bunun çocuk için birçok faydası var. Ama şimdi bakıyorum sen konuşma, lafımı bölme denilebiliyor, devamlı bastır bastır nereye kadar. Bu çocukların hevesini de kaçırıyor.

Evet öyle. Peki çocuklarda tarih şuurunu uyandırmak için neler yapıyorsunuz? Mesela sizin rehber turlarınız seviliyor, çocuklara göre yapılabilir mi?

Kesinlikle ben mesela şunu söyleyeyim. Çok sık Topkapı Sarayı turu yapıyorum. Turlarımda 5 yaşındaki çocuklar yapışık geziyorlar benimle. İlgilerini çekiyor. Sıkılmıyorlar.

Benim dikkat ettiğim. Bir görsel anlatıyorum. Bakın burası mutfak, burası mukaddes emanetler dairesi, bakın bu yükseltiye padişahlar oturuyormuş. Bunlar gibi göstererek anlatıyorum o zaman çocukların çok hoşuna gidiyor. Görsel hafızaları da kuvvetli olduğu için unutmuyorlar.

İkinci olarak da hikaye dili kullanıyorum. O zaman çocuklar bayılıyorlar. 5-6 yaşındaki çocuk 5 saat süren Topkapı Sarayı turuna nasıl dayansın. Ama görsellerle desteklenerek anlatıldığında çocuklar sıkılmıyor. Hayretle izliyorlar. Kendimde öyleydim. İşitsel olduğunda dikkatim dağılırdı ama görsel olunca sıkılmazdım.

Şimdi mesela yapay zekâ var bundan da faydalanmak lazım. Tarihi videoları desteklemek için kullanmak gerekiyor. Kuru kuruya konuştuğunda, ne kadar akıcı, güzel anlatsan da şimdiki nesile dinletmek için zor. O yüzden videolarımda bahsettiğim konuları yapay zekâ yardımıyla tiyatrollaştıracağım. On uygun içeriklerle anlatacağım.

Evet geçen ay, “Kur’an’ın Anlattığı Tarih” kitabının Nuh peygamber içeriği için Cudi Dağı’na çıktık. Orada yaşananların videosunu hazırladık. Bu şekilde bizim gençleri yakalamamız lazım. Görsel hafızayı kullanarak hikaye hazırlamalıyız. Şu an ülkemizdeki yaşını almış çoğu tarihçi tarihi çok iyi biliyorlar ama bilgisayar ya da telefonun tuşuna basmayı bilmiyorlar. Sosyal medyayı kullanamıyorlar. Kısa kısa videolar çekip paylaşmak zor değil. Kimisi bilmediğinden kimisi tembelliğinden yapmıyor. Yapay zekayı çok iyi bilen gençler var. Ama onlarda da tarih yok. Bunu birleştirmek gerekiyor.

Günümüzde çocukları, gençleri yakalamak çok kolay. Yani akıllı tahtalar var artık sınıflarda. Ben bundan 20 sene evvel Türkiye’de konferans vermeye başladığımda PowerPoint slaytlarıyla anlatıyordum. O zaman yapay zekâ yok. O salonlarda çıt yoktu. Şu an öğretmen olsam konulara göre sorular hazırlarım. Videolarla desteklerim. O çocuklar var ya muma dönerler. Teknoloji buna müsait. Çocuklara bu şekilde sevdirerek öğretmek lazım. Kara tahtayla dümdüz anlatsan çocukların ne kadar ilgisini çekebilir ki.

Turlarımda mekân yaşanmışlık ilişkisine çok dikkat ediyorum. Yani bu olay burada oldu dedim mi bitti. Padişahlar nasıl oldu, nerede öldü göstererek anlatıyorum. Yerinde eğitim en güzeli.

Atalarımızın bu toprakların her köşesinde emeği var, onlara vefa borcunu nasıl ödeyebiliriz?

Vallahi yapılacak en güzel şey, onların bize bıraktığı mirasa sahip çıkmak. Yani nasıl miras. Bu insanlar, Çanakkale’de şehit oldu. Malazgirt’te de şehit oldu. Ne için şehit oldular? Birincisi vatanımız toprağımız. İkincisi inancımız. Bunların kutsal olduğunu, kıymetinin bilinmesi gerektiğini tarihten örnekler vererek anlatmak gerekiyor. Mesela Çanakkale hadisesi, çok kutsal. Yokluk içinden bir varlık, çok önemli hadise. Osmanlı yok olmak üzereyken en güçsüz haliyle, en güçlü devletleri orada tek başına yendi. Nasıl oldu bu iş? 3O yıldır Çanakkale’ye turlar yapıyorum. Orada bunu detaylı anlatıyorum. Hakikaten çok önemli.

Tarihi filmleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Valla ben televizyonlardaki tarih dizilerini çok takip ediyorum. Mesela TRT’deki Fatih dizisini çok beğeniyorum ama hatalar var mı maalesef var. Nihayetinde reyting için oynuyorlar. Bir bölümde Fatih Sultan Mehmet mimarının elini kesiyor. Böyle bir şey yok. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde elini kestirdi diye bir ifade var. Bazı bilgiler doğru değil ama genel anlamda beğeniyorum.

Tur rehberliği eşliğinde tarih anlatıyorsunuz, gezerek öğrenmenin daha etkili olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ben hem okuyup hem geziyorum. Bazen önce geziyorum sonra okuyorum. Bazen önce okuyup sonra geziyorum. Ama bu ikisini yan yana muhakkak yapıyorum. O kadar çok etkili oluyor ki. Mesela yılda iki kere kitap yazan bir insanım ben. Kitap yazıp evimde oturabilirim. Ama o alanda kalmak başka.

Üniversitede bir hocamız Diyarbakır’daki surların yanına yaklaşılmıyor diyor. Hocam en son ne zaman gittiniz dedim. 1970’te gitmiş. Hocam surların yanındaki bütün gecekondular yıkıldı, surlar restore edildi, pırıl pırıl şu an. Bize 40 yıl öncesinin bilgilerini anlatıyor. Kendisini hiç güncellememiş. Ben mesela tur rehberliği yapmasam Diyarbakır’a gitmem zor. Şimdi her yıl gidiyorum, her şeyi görebiliyorum. Hep alandayım bu güzel bir şey.

Ayrıca Topkapı Sarayı’nı gezmek ve gezdirmek 600 yıl önce Osmanlı tarihini bir gruba anlatmak o kadar keyifli anlatıyorum ki ben bu eğitimden vazgeçemem. Bunu tur rehberi olarak yapmıyoruz zaten mesela bir komedyen bir stand up gösterisi yaparken toplumsal olayları kendi etkileriyle yorumluyorlar. Ben de tarih olaylara bakış açımı katıyorum ve o tarihi olay bir anda güncelleniyor, keyifle izliyor millet.

Tarihte en etkilendiğiniz olayı sorsak ne dersiniz?

Bu zor bir soru ilk aklıma geleni söyleyeyim. Mesela çok etkilendiğim bir konu Sultan Alparslan’ın normalde Fatimîleri ortadan kaldırmak ve fitne-i islamı bitirmek için yola çıkıp Romen Diyojen’e mektup gönderip ordularımla Halep’e geliyorum demesi ve mecburen ordu toplamak adına Azerbaycan Oy’a çekilmesi ama giderken de Atsız Bey’e git Kudüs’ü kurtar deyip göndermesidir. Önce Kudüs’ü kurtar, sonra Kahire’yi al. Atsız Bey’in Malazgirt Zaferinden 2 sene sonra Kudüs’ü kurtarışı, Büyük Selçuklular’ın Kudüs’e gözü gibi bakışı, Atsız Bey’in Kudüs’e girerken hiç kimsenin burnunun bile kanamaması, herkesi affetmesi ve hiçbir din mensubuna ayrımcılık yapmaması devamında 1098’de Haçlıların Kudüs’e girmesi ve şehirde nefes alan Müslüman bir bebek dahi bırakmaması. Şu an da aynısını Gazze’de İsrail yapıyor maalesef. İsrail’in yaptığı şeyle Haçlıların yaptığı şey arasında hiçbir fark yok. İşte bunu bilmek o kadar önemli ki.

“Kur’an’ın Anlattığı Tarih’’ kitabınızı yazmaya nasıl karar verdiniz? Size ne ilham oldu? Bunu paylaşır mısınız?

Şimdi çocukluğumdan beri işte anlattığım babamın bana zaman zaman hediye ettiği küçük minik çiftlerden biri de Peygamberler Tarihi serisiydi. 28 peygamberi, 10-15 sayfa resimlerle anlatan eseri bu hediye etmişti babam, ben bayıldım. Hikayeler çok hoşuma gitti. Daha sonra tarihçi olup da devamlı gezmeye başlayınca bu kez gittiğim yerlerde birtakım hatıralar önüme düşmeye başladı işte Ashab-ı Kehf mağaraları gibi Hz. İbrahim (a.s)’ın Urfa’da ateşe atılması, Yunus peygamber Diyarbakır’da da karşıma çıktı. Filistin’de de karşıma çıktı bunun gibi. Ben böyle bir plan program olmadan toplamaya başladım ama kafamda bir şey vardı Kur’an’ın bize anlattığı bu olaylar arkeoloji ve sanat tarihiyle tarihe ne kadar örtüşüyor. Kur’an ile alakalı hiçbir şüphemiz yok ama nihayetinde arkeoloji bu konuları destekliyor mu desteklemiyor mu bu çok merakımı celbediyordu ve bu konu üzerine eğilince bir baktım hakikaten acayip örtüşüyor. Yani dikkatle bakıldığında gidiyoruz Urfa’ya Nemrut var. Kim bu Nemrut. İlk çağda yaşamış bir kral net ama kim bu? Babür kralı mı? Asur kralı mı? Bunları böyle öğrenmeye başlayınca şok oldum ve bu şekilde kitabı yazma serüvenim başladı. Bu kitabın sloganı şuydu. Anlatan anlattığı her şeyin şahidi. Bir tarihçi düşünün anlattığı her şeyi görmüş olsun. Ben Fatih’i görmedim, Alparslan’ı görmedim. Hiçbir tarihçi anlattığının yüzde doksan dokuzunu görmedi. Öğrendiklerimizi anlatıyoruz. Ama bir tarihçi var, anlattığı her şeyi gördü. Allah-ü Teâla. Çok heyecan verici. Ondan dolayı peşine düştüm. İkinci bölümü de Eylül’de çıkacak. 6 cilt yapmayı planlıyorum. İlk 2 ciltte ülkemizi, son üç ciltte Dünyaya açılmak istiyorum. Dünya’da geçen hadiseleri arkeoloji ve sanat tarihi ışığında insanlara yeniden anlatmak istiyorum.

Kategori: